Eskiden, affedersiniz, büyükbaş ve küçükbaş mal meydanlarında simsarlık mesleği önemliydi. O meydanların kendine has bir dili, bir raconu vardı. Simsar; alıcının yürüyüşünden niyetini, satıcının bakışından çaresizliğini okurdu. Pazarlığın nabzını tutar, tarafları buluşturur, iş bağlar ve karşılığında komisyonunu alırdı.
Alıcı ile satıcı arasında pazarlık esnasında adeta kol koparcasına mücadele olurdu. Bir pes etmeme hâli, bir emek, bir uğraş vardı. Ter dökülür, ses yükselir, hesap yapılır, geri adım atılır, yeniden masaya dönülürdü. Sonunda el sıkışıldığında herkes ne kazandığını da ne kaybettiğini de bilirdi.
Bu bir meslekti. Sınırları belliydi. Kimse kimseyi kandırdığını düşünmezdi; herkes rolünü bilirdi. Simsar da ticaret zincirinin görünen, kabul edilen bir halkasıydı.
Nerede o eski simsarlar?
Aradan yıllar geçti. Pazar yerleri değişti, sektörler büyüdü, ticaret dijitalleşti. Ancak simsarlık kavramı sadece biçim değiştirdi.
Bugün özellikle lojistik sektöründe başka bir simsar tipiyle karşı karşıyayız. Bunlar yük ile araç arasında değil; itibar ile fırsat arasında aracılık yapmaya çalışanlardır.
Eskinin meydan simsarı pazarlıkta ter dökerdi.
Bugünün ayakçı simsarları ise ter dökmez; mavi boncuk dağıtır.
Gösterdiğiniz samimiyetten, yüzlerine gülümsemenizden, iyi niyetinizden istifade etmeyi iyi bilirler. Herkese yakın, herkese dost, herkese “abi”. Aynı anda birkaç masada oturur, her masada farklı bir cümle kurar.
Bir kare fotoğraf, bir toplantı, bir davet, bir protokol listesi…
Hizmetiyle değil, görünürlüğüyle var olmaya çalışır. Sektörde kalitesi kabul görmüş isimlerle aynı karede görünmeyi yatırım olarak görür. O görüntüyü maddi ya da itibari menfaate dönüştürmek için fırsat kollar.
Yöntem hep aynıdır , Sistem değişmez ,Sadece yüzler ve isimler değişir.
Bir işe girip çalışan da olur , Hasbel kader bir makama gelen de olur , Kartvizit büyür, unvan uzar, masa değişir.
Ama alışkanlık değişmez.
Hani derler ya; “Can çıkar, huy çıkmaz.”
Simsarlık bazıları için bir meslek değil, bir karakter refleksi hâline gelmiştir. Makam ne olursa olsun, bulunduğu her yerde aynı aracılığı icra etme ihtiyacı duyar.
Eskinin simsarı iki taraf arasında sert pazarlık yapardı.
Bugünün ayakçı takımı ise önüne gelene mavi boncuk dağıtarak günü kurtarmaya çalışır.
Gerçek lojistik; tonajla, kilometreyle, teslim süresiyle ve güvenle ölçülür.
Gerçek itibar; fotoğraf karesiyle değil, yılların emeğiyle inşa edilir.
Sektör artık kimin hizmet ürettiğini, kimin sadece ayak işi yaptığını ayırt edecek olgunluğa ulaştı. Güncellenmeyen yöntemler, tekrar eden tavırlar ve bitmeyen aracılık hevesi aslında en büyük teşhiri kendi kendine yapıyor.
Etrafımızdaki ayakçı simsarlar hemen aklımıza ve gözümüzün önüne geldi değil mi?
Merak etmeyin ; Onlar da kendilerinden bahsettiğimi çoktan anlamışlardır.








