EVLİYA ÇELEBİNİN İZİNDE İSMAİL KAHRAMANIN KALEMİNDEN

DİYARBAKIR DA 38 YILLIK GAZETECİLİK VE BELGESELCİLİK HATIRALARIMI BİR KEZ DAHA YAŞADIM
Diyarbakır’ın yarıım ASIRLIK GAZETECİLİK ve BELGESELCİLİK hayatımda çok önemli yeri var Diyarbakır’a ilk kez 1990 yılında gitmiştim
Başbakanlık basın yayın genel müdürlüğü tarafından düzenlenen Anadolu basını güneydoğu Anadolu GAP projesi araştırma dalında birincilik ödülü kazanmış Ödülümü dönemin cumhurbaşkanı rahmetli Özal ın elinden almıştım
Merhum Özal’ın talimatı ile Anadolu gazetecileri GAP projesi nin bulunduğu Şanlı Urfa ve Diyarbakır bölgesi gezdirilmiş ilk kez Diyarbakır’a 1990 yılında gitmiştim
Daha sonra Diyarbakır bölgesine bir çok kez gittim 2005 tarihinde Diyarbakır belgeseli çektim
Bir kez daha Diyarbakır’a gidiyorum Uluslararası Basın konfederasyonun 5-7 Haziran 2026 tarihinde düzenlediği toplantıya katılacak Evliya çelebinin izinde Diyarbakır kültür tarih ve vakıflar medeniyeti belgeseli çekeceğiz
Diyarbakır’da ilim kültür tarih araştırmaları merkezi ( www.iktav.com) olarak araştırmalar yapıyor her gün bir çok tv kanalında yayınlanan devri alem belgesel tv programı ( www.devrialem.tv ) olarak değerli gazeteci arkadaşım Atakan Aydın ve Mehmet Dalgıç beyin rehberliğinde belgesel çekimlerimiz devam ediyoruz
DİYARBAKIR DA 2005 TARİHİNDE ÇEKTİĞİMİZ BELGESEL
2005 tarihinde değerli arkadaşım o dönem elezığ Fırat üniversitesinde öğretim görevlisi olan bu gün İstanbul Medeniyet üniversitesi öğretim görevlisi Dr Hüseyin Emin sert in rehberliğinde çektiğim Diyarbakır belgeselimizi sizlerle paylaşıyorum
UÇAKDAN CANLI YAYIN
An itibari ile AJet uçağından Diyarbakır yolundan belgesel tadında canlı yayın yaparak belgesel çekimlerine başladık
https://www.facebook.com/share/v/1cYz2Cpv83/?mibextid=wwXIfr
DİYARBAKIR ULU CAMİDEN BELGESEL TADINDA CANLI YAYIN
https://www.facebook.com/share/v/1JYrYpExs7/?mibextid=wwXIfr
GEBZEDEN DİYARBAKIRA HAVADAN BELGESEL TADONDA DEVRİ ALEM
https://www.facebook.com/share/v/18nX4FjdCe/?mibextid=wwXIfr
https://www.facebook.com/share/v/1D1ZFasC4b/?mibextid=wwXIfr
https://www.facebook.com/share/r/1EJ3WA4NoA/?mibextid=wwXIfr
GEBZE NİN 5 HAZİRAN .2026 TARİHİNDE HAVADAN BELGESEL GÖRÜNTÜSÜ
https://www.facebook.com/share/v/19s1hDJ5Tf/?mibextid=wwXIfr
Diyarbakır yolunda, Evliya Çelebi’nin izinde yeni bir belgesel yolculuğuna başlıyoruz.
Yarım asırlık gazetecilik ve belgeselcilik hayatımda Diyarbakır’ın yeri her zaman özel olmuştur.
İlk kez 1990 yılında adım attığım bu kadim şehirde, bugün Uluslararası Basın Konfederasyonu toplantısı vesilesiyle yeniden bulunmaktan ve şehrin tarihini, vakıf medeniyetini yeniden kayıt altına almaktan büyük onur duyuyorum.
Evliya Çelebi, 17. yüzyılda Seyahatname’sinde Diyarbakır’ı surları, hanları, camileri ve ticaretin kalbi olan çarşılarıyla doğunun en önemli merkezlerinden biri olarak tanımlar. Aradan geçen dört asra rağmen, Diyarbakır bu kadim karakterini korumaya devam ediyor.
Kara bazalt taşlarının yükseldiği surlardan Ulu Cami’nin manevi atmosferine, Hasan Paşa Hanı’nın ticaret geleneğinden Dicle’nin bereketine kadar, bu şehir adeta yaşayan bir tarih sahnesi.
AJet ile gerçekleştirdiğimiz yolculuğumuzda, an itibarıyla belgesel tadında canlı yayındayız. Diyarbakır’ın surlarında, sokaklarında ve vakıf medeniyetinin izlerinde yapacağımız bu zaman yolculuğuna hepinizi bekliyoruz.
#diyarbakır #belgesel #evliyaçelebi #gazetecilik #ulucami
—-
DİYARBAKIR YOLUNDA EVLİYA ÇELEBİNİN İZİNDE BELGESEL TADINDA CANLI YAYIN
Diyarbakır’ın yarıım ASIRLIK GAZETECİLİK ve BELGESELCİLİK hayatımda çok önemli yeri var Diyarbakır’a ilk kez 1990 yılında gitmiştim
Başbakanlık basın yayın genel müdürlüğü tarafından düzenlenen Anadolu basını güneydoğu Anadolu GAP projesi araştırma dalında birincilik ödülü kazanmış Ödülümü dönemin cumhurbaşkanı rahmetli Özal ın elinden almıştım
Merhum Özal’ın talimatı ile Anadolu gazetecileri GAP projesi nin bulunduğu Şanlı Urfa ve Diyarbakır bölgesi gezdirilmiş ilk kez Diyarbakır’a 1990 yılında gitmiştim
Daha sonra Diyarbakır bölgesine bir çok kez gittim 2005 tarihinde Diyarbakır belgeseli çektim
Bir kez daha Diyarbakır’a gidiyorum Uluslararası Basın konfederasyonun 5-7 Haziran 2026 tarihinde düzenlediği toplantıya katılacak Evliya çelebinin izinde Diyarbakır kültür tarih ve vakıflar medeniyeti belgeseli çekeceğiz
An itibari ile AJet uçağından Diyarbakır yolundan belgesel tadında canlı yayındayız
https://www.facebook.com/share/v/1cYz2Cpv83/?mibextid=wwXIfr
EVLİYA ÇELEBİNİN İZİNDE BELGESEL TADINDA DİYARBAKIRDA DEVRİ ALEM
Evliya Çelebi’nin İzinde Diyarbakır: Surların Gölgesinde Bir Zaman Yolculuğu
Osmanlı’nın büyük seyyahı Evliya Çelebi, 17. yüzyılda çıktığı uzun yolculuklarında uğradığı şehirleri yalnızca tasvir etmekle kalmamış, onların ruhunu da satırlarına işlemiştir. Onun gözünden bakıldığında Diyarbakır, sadece bir şehir değil; medeniyetlerin buluştuğu, ticaretin canlandığı, farklı inanç ve kültürlerin bir arada yaşadığı büyük bir uygarlık merkezidir.
Evliya Çelebi, 1655 yılı civarında ziyaret ettiği Diyarbakır’ı Seyahatname’sinde ayrıntılı biçimde anlatır. Ona göre şehir, doğunun en önemli merkezlerinden biridir. Yüksek surları, görkemli kapıları, hanları, çarşıları ve camileriyle Diyarbakır, Osmanlı’nın doğuya açılan kapısı niteliğindedir.
Kara Bazaltın Şehri
Diyarbakır’a yaklaşan her yolcunun ilk dikkatini çeken unsur, şehri çevreleyen muazzam surlardır. Günümüzde Diyarbakır Surları olarak bilinen ve dünyanın en uzun ve en sağlam savunma yapıları arasında gösterilen bu surlar, Evliya Çelebi’nin de hayranlıkla anlattığı eserlerin başında gelir. Seyyah, surların yüksekliğini, burçların ihtişamını ve şehrin güvenliğini sağlayan yapısını uzun uzun tasvir eder.
Surların kara bazalt taşlardan inşa edilmiş olması, Diyarbakır’a kendine özgü bir siluet kazandırmıştır. Gün ışığında siyaha çalan taşlar, gün batımında kızıl bir renge bürünerek adeta tarihin sessiz tanıkları gibi yükselir.
İnançların ve Kültürlerin Buluşma Noktası
Evliya Çelebi’nin anlatımlarında Diyarbakır, yalnızca askerî ve ticari bir merkez değildir. Aynı zamanda farklı dinlerin, mezheplerin ve etnik toplulukların birlikte yaşadığı bir kültür şehridir. Müslümanlar, Ermeniler, Süryaniler, Yezidiler ve diğer topluluklar yüzyıllar boyunca bu kadim şehirde ortak bir yaşam kurmuşlardır.
Bugün de Diyarbakır’ın tarihî mahallelerinde dolaşan bir ziyaretçi, bu çok kültürlü geçmişin izlerini görebilir.
camiler, medreseler tarihi kiliseler ve hanlar aynı tarihî dokunun parçaları olarak ayakta durmaktadır.
Ulu Cami’nin Manevi Atmosferi
Evliya Çelebi’nin en çok etkilendiği yapılardan biri de Diyarbakır Ulu Camii olmuştur. Anadolu’nun en eski camilerinden biri kabul edilen bu yapı için, ibadet edenlerin derin bir huzur hissettiğini anlatır. Seyyahın ifadelerinde Ulu Cami, sadece bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda şehrin manevi merkezi olarak öne çıkar.
Bugün de avlusuna adım atan ziyaretçiler, yüzyılların biriktirdiği manevi atmosferi hissedebilmektedir.
Çarşılar, Zanaatkârlar ve Ticaret
Evliya Çelebi’nin Diyarbakır’ında hayat, çarşılarda akmaktadır. Kuyumcular, demirciler, dericiler, palancılar ve puşiciler şehrin ekonomik canlılığını oluşturmaktadır. Seyyah, Diyarbakır’ın yalnızca bölgesel değil, uluslararası ticaret yolları üzerinde de önemli bir merkez olduğunu belirtir.
Bugün tarihi çarşılarda dolaşırken hâlâ bakırcıların çekiç seslerini duymak, Evliya Çelebi’nin anlattığı şehir hayatının izlerini görmek mümkündür.
Dicle’nin Bereketi
Şehrin hayat damarı olan Dicle Nehri, Evliya Çelebi döneminde de bölgenin en önemli doğal zenginliklerinden biriydi. Verimli toprakları besleyen nehir sayesinde Diyarbakır, tarım ve hayvancılık açısından güçlü bir ekonomiye sahipti. Seyyah, bölgenin bereketini ve ürün çeşitliliğini özellikle vurgular.
Evliya Çelebi’nin Gözünden Günümüze Diyarbakır
Aradan yaklaşık dört asır geçmiş olmasına rağmen Diyarbakır, Evliya Çelebi’nin anlattığı temel karakterini korumayı başarmıştır. Surları hâlâ ayaktadır. Çarşıları yaşamaktadır. İnanç merkezleri ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Dicle hâlâ şehre hayat vermektedir.
Evliya Çelebi’nin satırlarında karşımıza çıkan Diyarbakır, sadece geçmişin bir hatırası değil; bugün de yaşayan, nefes alan ve tarihini koruyan büyük bir medeniyet şehridir. Onun izinde yapılan her yolculuk, taşların, surların ve sokakların anlattığı yüzyıllık hikâyeleri yeniden keşfetmek anlamına gelir.
Diyarbakır’a bakan herkes bir şehir görür; ancak Evliya Çelebi’nin gözünden bakabilenler, binlerce yıllık bir medeniyetin yaşayan hafızasını görürler.
——
Evliya Çelebi’nin Gözünden Diyarbakır’da Vakıf Medeniyeti
Diyarbakır: Bir Vakıf Şehri
Diyarbakır, tarih boyunca yalnızca bir kale şehri değil, aynı zamanda Anadolu’nun en güçlü vakıf merkezlerinden biri olmuştur. Camileri, medreseleri, hanları, hamamları, çeşmeleri, köprüleri ve imaretleriyle şehir, vakıf anlayışının en güzel örneklerini günümüze taşıyan önemli kültür merkezlerinden biridir.
17. yüzyılda Diyarbakır’a gelen büyük Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde şehrin vakıf eserlerine geniş yer ayırmış, bunların mimari özelliklerini, gelir kaynaklarını ve toplumsal fonksiyonlarını ayrıntılarıyla anlatmıştır. Onun satırlarında Diyarbakır, ilim, ticaret ve hayır faaliyetlerinin vakıflar aracılığıyla yaşatıldığı büyük bir medeniyet merkezi olarak karşımıza çıkar.
Ulu Cami ve Vakıf Gelirleri
Evliya Çelebi’nin en fazla övgüyle söz ettiği eserlerin başında Diyarbakır Ulu Camii gelir. Seyyah, burayı İslam dünyasının en önemli mabetlerinden biri olarak tanımlar ve Şam Emevi Camii ile kıyaslar. Ulu Cami sadece ibadet edilen bir mekân değil, aynı zamanda vakıf gelirleriyle ayakta duran büyük bir eğitim ve sosyal hizmet merkeziydi.
Evliya Çelebi, cami bünyesinde faaliyet gösteren medreselerin özellikle güçlü vakıflar tarafından desteklendiğini belirtir. Bunların arasında Mesudiye Medresesi’nin vakıf gelirlerinin oldukça güçlü olduğunu, burada fıkıh, tefsir, kelam ve tasavvuf eğitimi verildiğini anlatır. Ayrıca camilerde Kur’an eğitimi veren dârülkurraların bulunduğunu da kaydeder. İ
Artukluların Vakıf Mirası
Diyarbakır’daki birçok vakıf eserinin temelleri Artuklu döneminde atılmıştır. Özellikle Ulu Cami’nin çeşitli bölümleri, Mesudiye Medresesi ve Zinciriye Medresesi gibi yapılar Artuklu hükümdarları tarafından yaptırılmıştır.
Artuklu beyleri, şehirde yalnızca askerî ve siyasî bir güç oluşturmakla kalmamış; eğitim, ibadet ve sosyal yardım kurumlarını da vakıflar aracılığıyla desteklemiştir. Bu nedenle Diyarbakır’daki vakıf geleneğinin en önemli kurucuları arasında Artuklular yer alır.
Osmanlı Döneminde Vakıf Eserleri
1515 yılında Osmanlı hâkimiyetine giren Diyarbakır’da vakıf faaliyetleri daha da genişlemiştir. Osmanlı valileri ve devlet adamları tarafından çok sayıda cami, han, hamam ve medrese yaptırılmıştır.
Evliya Çelebi’nin dikkat çektiği yapılardan biri Hasan Paşa Hanı’dır. Osmanlı vezirlerinden Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Hasan Paşa tarafından 16. yüzyılda yaptırılan bu han, vakıf sistemiyle işletilmiş ve ticaret hayatının merkezi hâline gelmiştir. Hanın gelirleri çeşitli hayır hizmetlerine aktarılmıştır.
Seyyah ayrıca şehirde çok sayıda han, çarşı ve dükkân bulunduğunu, bunların önemli bir bölümünün vakıflara gelir sağladığını ifade eder. Vakıflar sayesinde camilerin bakımı yapılıyor, medreselerde öğrenciler okutuluyor ve ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılıyordu.
Hz. Süleyman Camii ve Manevi Vakıf Geleneği
Diyarbakır’ın en önemli vakıf eserlerinden biri de Hz. Süleyman Camii ve çevresindeki külliyedir. İç Kale bölgesinde bulunan bu yapı, fetih hatıralarını yaşatan önemli bir vakıf merkezi olarak yüzyıllar boyunca hizmet vermiştir.
Buradaki vakıflar sadece yapıları korumakla kalmamış, ziyaretçilerin ağırlanmasını, ibadet hizmetlerinin sürdürülmesini ve dini eğitim faaliyetlerinin devamını da sağlamıştır.
Vakıf Medeniyetinin Toplumsal Gücü
Evliya Çelebi’nin Diyarbakır tasvirlerinde dikkat çeken en önemli hususlardan biri, vakıfların şehir hayatının merkezinde bulunmasıdır. Eğitim kurumları, ibadethaneler, ticaret merkezleri ve sosyal yardım kuruluşları aynı vakıf sistemi içerisinde faaliyet göstermektedir.
Bugün “sosyal devlet” olarak ifade edilen birçok hizmet, o dönemde vakıflar aracılığıyla yerine getiriliyordu. Öğrencilerin eğitimi, yolcuların konaklaması, yoksulların ihtiyaçlarının karşılanması ve kültürel hayatın sürdürülmesi vakıf gelirleri sayesinde mümkün oluyordu.
Sonuç
Evliya Çelebi’nin satırlarında Diyarbakır, yalnızca surlarıyla değil, vakıf medeniyetinin oluşturduğu sosyal yapısıyla da öne çıkan bir şehirdir. Artuklu beylerinden Osmanlı valilerine kadar birçok hayır sahibi devlet adamı, camiler, medreseler, hanlar ve imaretler inşa ederek şehrin kültürel kimliğini şekillendirmiştir.
Aradan geçen yaklaşık dört yüz yıla rağmen Diyarbakır’ın vakıf eserleri hâlâ ayaktadır. Bu eserler, sadece taş ve duvardan ibaret yapılar değil; ilmin, dayanışmanın, paylaşmanın ve medeniyet anlayışının yaşayan belgeleridir. Evliya Çelebi’nin anlattığı Diyarbakır, bugün de vakıf medeniyetinin en önemli açık hava müzelerinden biri olma özelliğini sürdürmektedir. ( akaynak Bilgi notu Bu yazının hazırlanmasında yapay zeka programlarından yararlanılmıştır )








